29 Mayıs 2012 Salı

FENERBAHÇE CUMHURİYETİ




’Fenerbahçe Cumhuriyeti’’ kelimesi üzerine herkes bir şeyler söylemektedir. Bu cümle rakip takımlar tarafından dur ben rakibimi aşağılayıcı sözler söyleyeyim de ne demekmiş cumhuriyet, belki böyle yaparak kendimi herhalde yüceltmiş olurum anlayışı ile eleştirilmektedir. Zaten hangi slogan olsa aynı mantıkla eleştiriler ona da yapılacaktır. Bu açıdan her hangi bir şey fark etmemektedir.


Cumhuriyetin kelime anlamı; başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının belli aralıklarla yinelenen seçimlerle göreve getirildiği bir “yönetim biçimidir.

Anlaşılacağı gibi cumhuriyet bir yönetim bicimidir. Türkiye’nin yönetim biçimi de cumhuriyettir o zaman cumhuriyet kelimesi sadece Türkiye için kullanılır bilgisizliği ne yazık ki okumuş insanlarda bile bilinçli veya bilinçsiz olarak öne sürülmektedir. Fenerbahçe Cumhuriyeti’ni eleştirenlerin algıladığı gibi’’Fenerbahçe Cumhuriyeti’’ denerek ; Türkiye cumhuriyeti=Fenerbahçe Cumhuriyeti demek istiyorsun o zaman demek ki sen Türkiye Cumhuriyetini yok sayıyorsun gibi saçma bir anlayış yaratılmak istenmektedir.

Kısaca Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin kuruluşu

1900’lerin başında sadrazamlarca futbolun yasaklanması ve büyük bir suç olarak nitelendirildiği vakte tekabül eder Fenerbahçe’nin kurulması. o dönemlerde II. Abdülhamit’in gözde komiseri zaptiye celal ne sultanili gençlere ne de Kadıköylü gençlere nefes aldırmıyordu. Her türlü cemiyet yasak, üç kişinin bir araya gelmesi bile yasaktı

İkinci meşrutiyet’in ayak sesleri duyulunca, artık halk çocukları da zamanın geldiğini anlayacaktı. Kadıköy’ün gençleri de artık pek ala bir kulüp kurabilirlerdi.

Kadıköylü gençler, St. Joseph Lisesi mezunlarından Nurizade Ziya Bey, okuldan arkadaşı Osmanlı bankası memurlarından Ayetullah bey ile bahriye öğrencisi Necip Okaner, 1907 yılının bir ilkbahar akşamı kuşdilinde izledikleri bir maçtan sonra necip bey’in moda’daki evinde toplanırlar. artık yıllardır hayalini kurdukları futbol kulübünü kurma zamanı gelmişti

Fenerbahçe kurulur kurulmaz kısa sürede bir araya getirdiği on biriyle ilk maçını İngilizlerin moda takımı ile yapıyor ve 2-0 kazanıyordu.

İşgal güçleri tarafından kapatılması

İşgal kuvvetleri 1920 Haziran’ında Fenerbahçe kulüp binası’nı basacaktı. Anadolu ihtilali başlamış, İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve cephane sevkiyatı hızlanmıştı. O yıllarda kuşdili çayırı’nda bulunan kulüp binasından Anadolu’ya bol miktarda silah ve cephane kaçırılıyordu. Fenerbahçe, kurtuluş savaşı’nda hem sahada, hem saha dışında önemli bir rol oynuyordu. Haliyle durumdan rahatsız olan işgal kuvvetleri’nce Fenerbahçe’nin adı Türkiye’yle birlikte anılıyordu. Fenerbahçe kulübü’nü basan işgal kuvvetleri kulübün genel kaptanı Ömer nazım’a kararını bildiriyordu: 1 – Fenerbahçe spor kulübü, ittihat ve terakki fırkası’nın bir şubesidir. Kulüp siyasi faaliyet için bir maskedir. 2 – Fenerbahçe, müttefik kuvvetlerine karşı düşmanca duygular beslemekte, bunu her fırsatta dile getirmektedir. 3 – kulüp Anadolu’daki asi kuvvetlere silah ve cephane göndermektedir. üç maddelik ültimatomun ardından sonuca geliniyordu: Fenerbahçe kapatılmıştır! Fenerbahçe cumhuriyeti, kurtuluş savaşında cepheye cephane sevkiyatı yaptığı için ve Türk ordularına moral kaynağı olduğu için işgal kuvvetleri tarafından kapatılmıştı ve 70 gün kapalı kaldı.

Fenerbahçe cumhuriyeti sözünün yaratıcısı Beşiktaş kongre üyesi:

İşin en ilginç tarafı ise ‘’Fenerbahçe Cumhuriyeti’’ tanımını ilk yapan Beşiktaş kongre üyesi olan gazeteci Yalçın Doğan'dır. Çünkü Yalçın Doğan bu isimle bir kitap basmıştır. Sonraları Fenerbahçe camiasının da hoşuna gitmiştir ve ifade kabul görmüştür. Cumhuriyet kelimesinin temeline inildiğinde görülecektir ki Fenerbahçe halktır, Türk toplumunun bileşkesidir. Bu bağlamda cumhuriyettir.

Kitaptan önemli bir olay: Gençlerbirliği’nden Hasan isimli futbolcuyu, transferin son günü transfer etmek isterken nüfus kaydının Diyarbakır’da olduğunu öğrenince kulüp başkanı, hava kuvvetleri komutanı Muhsin Batur'u arar ve yardımını ister. Bunun üzerine Orgeneral Muhsin Batur da F106 (o zamanlar Türkiye’deki en iyi savaş uçağı) uçağını Diyarbakır’a yollayıp futbolcunun evraklarını getirtir.

Gazeteci İslam Çupi’nin sözü:

"Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz." İslam ÇUPİ

Can Dündar’ın Fenerbahçe Cumhuriyeti’nde darbe başlıklı yazısından bölümler:

Tek parti döneminde Fenerbahçe’nin başkan koltuğunda CHP’li Şükrü Saracoğlu oturuyordu. Saracoğlu, 1934’ten 1950’ye kadar Başkan kaldı. Başbakanken bile bu koltuğu bırakmadı

1950 baharında DP iktidara geldi. 12 yıllık “Milli Şef” İnönü’nün ardından, 16 yıllık Başkan Saracoğlu da koltuğu devretti. Kime? Demokrat Parti milletvekili Osman Kavrakoğlu’na...

Kulüpte DP egemenliği ne zaman bitti dersiniz? 27 Mayıs’ta... Menderes’i deviren askerler, futbol takımlarından da DP’li başkanları değiştirmelerini istedi. Zaten Kavrakoğlu da Yassıada’da müebbet hapse mahkûm olmuştu. Yerine İsmail Cem’in kayınpederi Razi Trak seçildi.

İlginçtir; Trak, 12 Eylül’den sonra da Başkanlık için ilk akla gelen isim olacaktı. 1960’ların ortalarında, CHP ile AP koalisyon yapmıştı.

Fenerbahçe yönetiminde de bir koalisyon vardı: Başkan, CHP’li İsmet Uluğ idi. Başkan yardımcısı AP’li Faruk Ilgaz... 1965’te seçimi AP kazanıp tek başına iktidara gelince Faruk Ilgaz da Fenerbahçe’nin başkanlığına geldi.

Türkiye Cumhuriyeti ile Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin paralel tarihinin örnekleri çoğaltılabilir.

Önemli olan şu: “Fenerbahçe Cumhuriyeti”, TC içinde başından beri bir siyaset silahı, alternatif bir güç odağıydı.

“İktidar, eski Türkiye’nin bayrak dikmediği son kalesi olan ‘Üç Büyüklerin, en güçlüsüne taarruz ederek psikolojik bakımdan yıkıyor.” Dokunulmazlığını kaldırıyor. İktidar kümesinden düşürüyor. Ve Fenerbahçe yönetimi, yıllarca hep destek aldığı iktidarın, bürokrasinin, yargının, medyanın, nasıl bir günde aleyhine döndüğünü, gazetelerin nasıl savcılıkla kol kola girip gizli olması gereken belgeleri ortaya serdiğini, yargısız infaz birimlerinin nasıl devreye girdiğini, sermayenin nasıl panik halinde köşeye çekildiğini hayretle gözlüyor.